YILMAZ AKIN

YILMAZ AKIN

Muharrem Saka

1940 Abana doğumludur. İlçenin tanınmış esnaflarından Rıza Akın’ın ortanca oğludur.  Annesi Müzeyyen, kardeşleri Yaşar ve Yıldırım Akın’dır.

İlkokulu bitirdikten birkaç yıl sonra o da yöremizin birçok genci gibi meslek öğrenmek, para kazanmak için İstanbul’un yolunu tutar. İlk işi, İnönü’nün aşçılığını da yapmış olan Abanalı Aile Dostları Aşçı Necdet Dengizer’i bulmak olur. Onun yanında aşçılık öğrenmeye başlar.

İlk deneyimi İstanbul’da açtığı küçük bir lokantada çorbacılık olur. Bir süre sonra bunun yeterli olmadığını anlayınca Tophane`deki Denizcilik Bankası’nın lokantasında aşçılık yapmaya başlar.

1964`te o yılların “Almanya`ya işçi olarak gitme” akımına katılarak Almanya`ya gider. Bir süre sonra eşi Pakize`yi de alır yanına. Karı koca on yılı aşkın işçi olarak çalıştıktan sonra oturdukları Köln Kenti’nde bir kafe-restoran açarlar. 1983 yılına dek başarıyla sürdürürler bu işi. O yıl verdikleri “kesin dönüş” kararıyla çok sevip özledikleri Abana`ya dönerler.

Abana’nın önemli esnaflarından biri olan Sobacı Muhittin Şen, Yılmaz Akın’ın kayınpederidir. Muhittin Şen’in emekli olma zamanı gelmiştir. Zamanlamayı iyi yaparak sobacı dükkânını boşaltır ve onlara verir. Yılmaz Akın böylece Almanya`dan doğru düşlediği “Abana`da pastane açma” işini bu dükkânda gerçekleştirme olanağı bulur.

Abana çarşısının başında, sırtını dağa yaslamış, bugün yerinde olmayan dükkanlar sıralanırdı ya, bu dükkân işte onların arasındadır. Şimdi ayakta kalan Nurettin Yeğin’in tarihsel yapısının (Nuri Ahmet konağı) bitişiğinde.

İlk olarak “Abana Dondurması” tabelasını asar dükkânın giriş kapısının üstüne. Dükkânın camına da “Arkadaş Kafeterya” yazdırır. İç deklarasyonunu kendisi gibi Almanya`dan yeni dönüş yapmış, yetenekli marangoz arkadaşı Lütfi Makaracı’ya yaptırır.  Ütülü, bembeyaz örtüleri serdiği masaları… Üzerinde sürahilerde soğuk su sunumu… Vazolarda canlı çiçekleri… Çeşit çeşit sütlü, çikolatalı tatlıları, pastaları… Meyveleri kullanarak yaptığı gerçek doğal dondurmalarıyla pırıl pırıl bir pastane çıkıverir ortaya. Ve beklediği karşılığı bulur hemen! Yalnız Abana`da değil, çevre ilçelerde de tanınıp sevilen bir işletme, bir marka olur. En büyük yardımcısı, destekçisi de Eşi Pakize`dir.

Üretimi, ayırdıkları arka bölümde yaparlar. O bölüm de pastanenin ön bölümü gibi temiz ve düzenlidir. Pastaneye gelen dostları ortada onlardan kimseyi göremeyince bilirler ki arka bölümdedirler. Başlarını aradaki kapıdan uzatıp içeriye baktıklarında birini büyük bir tencerede süt karıştırırken, ötekini sütlü tatlıları kâselere dökerken ya da düğün pastalarını hazırlarken görürler. Pakize Abla’nın güler yüzü, Yılmaz Ağabey’in hem gülen hem de sorumluluktan dolayı biraz düşünceli yüzü göze çarpar. Mis gibi süt, vanilya, karamel kokuları insanın içini kaplar.

Kimi kez koca bir tencere süt kesildiyse, bu kez Yılmaz Akın’ın yakınmaları duyulur. Bütün emekleri boşa gittiği, parasal kaybı olduğu gibi, şimdi gerekli sütü hemen nereden bulacaktır? Süt, Abana ve çevresindeki küçük çiftçilerden gelmektedir. “Diyorum hep, sütü erken getirin. Sıcakta çabuk bozuluyor. Şimdi nerden bileyim kimin sütü bozuktu!” diye söylenir.

Yılmaz Akın’ın tatlı ürünlerin yapılışlarının yazılı olduğu bir defteri var. Bu defter, ustası Necdet Dengizer’den başlayıp Almanya`ya dek uzanan deneyimlerinin yazılması sonucu oluşmuştur. Oradaki ölçüleri olduğu gibi uygular. Bittikten sonra soğuyunca tadına bakar. Eğer istediği tadı alamazsa kesin bir kararla o ürünü satışa sunmaz. Kararından da kimse caydıramaz!

Bir de “Abana Dondurması” var kendinin yaptığı. Pastaneye adını verdiği bu çok sevilen dondurmanın içinde bal, badem, incir, kaysı var.

Kimi zaman yaptığı o günlerin ilginç buluşu “döner dondurma” ile de ilçede ilgi odağı olur.

Özellikle pastanenin ilk yıllarında, haftada bir “et döner” ve ustası Necdet Dengizer’in ünlü “Abana Pilavı”nı da yapıp satışa sunar. Dahası, bu pilavdan Ustası Necdet Dengizer de denk gelip yer. Yılmaz Akın, Necdet Bey’e “Sizinkinin tadını tutmaz ama!” dese de, ustasının beğenisini kazanır.

Pastanede işlerin yoğunluğuna göre, gönüllü yardımcı olanlar vardır. Bunlar kızları Canan ve Çiğdem, Damadı İsmail Şengör, Baldızı Şenay Şen`dir. Bir de okul dinlencelerinde orada çalışarak harçlıklarını çıkaran öğrenci gençler vardır. İlhan Şengör, Ahmet Sönmez, Mustafa Sönmez, Tahir Ersöz, Uğur Sönmez gibi. Onlar da bu pastanede sevgiyle çalışırlar. Yılmaz Ağabeyleri’nin titizliğine saygı duyarlar. Günde iki kez yerleri yıkarlar örneğin. “El sürmeden bardak silmeyi öğrenirler”. Stresli olduğunda onlara kızıp söylendiği olsa da, onlar, o sözlerin kendi iyilikleri için söylendiğini bilirler, onu çok severler.

Yılmaz Akın’ın hareketli bir yaşamı vardır. Pastane işlerinin yoğunluğu bir tarafa, onun belki de gerçek yorgunluğu Abana’ya ilişkin sosyal etkinliklerden gelir. Tam bir Abana sevdalısıdır. Abana`nın çıkarı, onun kendi çıkarından önce gelir. Böyle yaşayan o kuşağın son temsilcilerindendir. Abana`nın uğradığı siyasal haksızlıklara, cezalandırılmalara, bunlara karşı ilçede oluşan dayanışmaya, ekonomik savaşıma küçük yaşlarında tanık olduğundan, Abana’ya ilişkin etkinliklerde yer almaktan hiç geri durmaz. İşlerinin en yoğun anlarında bile kimi kez başkanlığını yaptığı futbol kulübü için, kimi kez deniz şenlikleri toplantısı, kimi kez belediye meclisi toplantısı, kimi kez de turizm derneğinin toplantısı için hiç düşünmeden işini bırakıp dükkândan ayrılır.

Deniz şenliklerini başlattığımız ilk yıllarda benimle de ortaklaşa birçok anımız, emeğimiz var.

15 yıl Abana Gençlerbirliği Futbol Kulübü’nün başkanlığını yürütür. Kulüp en başarılı günlerini onun döneminde yaşar. Abana Gençlerbirliği ilk kez Kastamonu 2. Amatör Ligi’nde birinci olur ve 1. Amatör Lig’e yükselir (1985-1986).

O kadar özverili çalışır ki, bunları tek tek sıralamaya kalksak bu sayfalar yetmez. Deplasman maçları… Karlı, fırtınalı, heyelanlı zor ulaşım koşulları… Takımı her hafta oluşturabilme güçlüğü… İstanbul’dan hafta sonu yalnızca oyun için gelen ve oynayıp dönen genç öğrenci oyuncuları özendirmek, gönlünü almak… Deplasman maçlarında oyunculara özenle yolluk hazırlamak… Oyun sonrası onların terli formalarını toplayıp evinde yıkatmak… Yemek sunmak… Onlara özel et döner yapmak… Kulübe parasal desteğini anlatmama gerek yok sanırım.

Takımla beraber kimi kez güler, kimi kez üzülür. Kızdığını belli bile edemez. Ama 2. Amatör lLg’de birinciliği yaşayınca Abana çarşısında omuzlarda taşınır. Bu mutluluk sanırım, ondaki tüm yorgunlukları alıp götürmüştür.

Mutlu anlarında kimi kez coşup, kendinin olan “işte kum… işte çakıl… işte Abana” tekerlemesini yüksek sesle yineler.

Koyu bir Beşiktaşlıdır. Kimi zaman çocuklara “En büyük Beşiktaş!” savsözü attırıp onlara parasız dondurma verir.

Beşiktaş’ta masör olarak çalışan Abanalı Necati Yücel’le görüşüp, Beşiktaş takımının o dönemki formalarından ilçemiz futbol takımına kazandırılmasını sağlar, hem de AGB amblemiyle!

Yıllar akıp gider. Yılmaz Akın’ın hastalığı ortaya çıkar. İşleri, kendine yardım eden gençlerle zaman zaman tekleyerek de olsa epeyce sürdürür. Ancak İstanbul’a hastaneye gidiş gelişler çoğalınca pastane kapalı kalmaya başlar. Eşi Pakize Abla’da da “rahatsızlık”lar ortaya çıkar.

2009`da, beklenmedik bir anda, erken sayılabilecek bir yaşta yaşama gözlerini yumar Yılmaz Akın. Bedeni, kılınan namazdan sonra kulüp lokalinin bulunduğu belediyenin önüne getirilir. Orada yapılan törenden sonra da gençlerin omuzlarında Harmason Gömütlüğü’ne dek taşınıp toprağa verilir.

Bir yıl sonra da Pakize Abla’nın ölüm haberi duyulur. İki güzel insan birer yıl arayla bu dünyadan ayrılır.

Pastane birkaç yıl kapalı, öylece durur. “Abana dondurması” yazısı indirilmez. Kimsenin dükkanla ilgili bir şey yapmaya eli gitmez, gönlü razı olmaz… Önünden geçen herkesi bir üzüntü kaplar.

İleriki yıllarda dükkân boşaltılıp otobüs yazıhanesine kiralanır. 2022`de göçük tehlikesi nedeniyle yıkımına karar verilen tüm sıradaki dükkanlarla beraber yıkılır.

O kadar başarılı bir işletmenin bugün yerinde olmaması gerçekten üzücü bir durum. Onun yanında çalışanlar, ona yardım edenler ya da kızları keşke bu işi sürdürselerdi.

Keşke “Abana Dondurması” yaşasaydı.

Yılmaz Akın ve Pakize Akın Abana’nın güzel, çağdaş yüzleriydi.

Yılmaz Akın’ın yola bağışladığı arsasından kalan bölüme, zamanın belediyesince, onun adı verilerek park yapıldı. Dileriz adı o parkta yaşar hep.

İşte kum… İşte çakıl…İşte Abana… İşte YILMAZ AKIN.

Muharrem SAKA (Kasım 2022)

 

 

Etiketler