Muharrem SAKA FIRINCI HAYRETTİN ŞENGÜL
Hayrettin Şengül, 1948 Abana doğumludur. Babası Hayri, annesi Müzeyyen`dir. Beşi kız, üçü erkek olmak üzere sekiz kardeştirler. Kız kardeşleri; Hediye Şengül, Hayriye (Şenol), Pakize (Şenol), Fatma (Başar), Hatice (Dere). Erkek kardeşleri de Ağabeyi Mehmet Ali ve Kardeşi Kadir` dir. İki çocuğu vardır. Hayrettin Şengül/ün 2 çocuğu var: Ceylan ve Bülent.

Hayrettin Şengül, ilkokulu bitirdikten sonra babasının yanında fırıncılık öğrenmeye başlar. Böylesi erken yaşta iş yaşamına atılınca, doğrusu çocukluğunu ve gençliğini pek yaşayamaz. Yaşıtları futbol ya da başka oyunlar oynarken; denize yüzmeye giderken, kahvelere takılırken, o fırında çalışmak zorunda kalır. Fırıncılık zor bir iştir doğrusu! Hele o günlerin şartlarında her şey kol gücüyle yapılır. Koca kazan hamur elle yoğrulur, ekmekler odun ateşi ile pişirilir. Birçok insanın gece yatağa girdiği saatlerde, onlar sabaha ekmek yetiştirebilmek için işbaşı yapar. Ürettikleri ekmek olduğu için topluma karşı daha bir sorumlulukları vardır. Küçük rahatsızlıkları için “bugün çalışmıyorum” deme seçenekleri yoktur.
Fırınları, şimdiki Soner Yazıhanesi’nin olduğu ahşap sırada yer almaktadır. Hayrettin Şengül işi öğrenir, babası ile beraber uyumlu çalışır. Fakat 1965 yılında, bir gece onların fırınlarının da aralarında olduğu birçok ahşap dükkân ve ev, çıkan yangında tamamen yanar, kül olur. Yangında fırın ve evleri yandığı gibi, Ağabeyi Mehmet Ali`nin Almanya`dan getirdiği, o günlerde başka fırınlarda bulunmayan “hamur yoğurma makinesi” ile, tonlarca odun ve un da yanar. Yani sahip oldukları bütün her şeyi yitirirler. Abana`da kiralayabilecekleri başka bir fırın da olmadığı için yaşamlarını sürdürebilmek amacıyla ailece Marmara Adası’ndaki Gündoğdu Köyü’ne (Pırastos) giderler. Orada yaşamakta olan iki ablası ve öteki yakın akrabaları onlara bir fırın bulur ve orada baba oğul çalışmaya başlarlar.
Üç dört yıl kadar adada işlerini sürdürürler. Bu süre içinde Abana`da Belediye Başkanı Mahmut Şekerci, belediye adına bir yeni fırın yaptırır. Gelen çağrı üzerine Abana`ya dönerler ve fırıncılığı bu kez belediye fırınında sürdürürler.
Bu arada Almanya`daki Ağabeyi Mehmet Ali, Yenicami karşısında satın aldığı arsa üzerine bir fırın ve üstünde de iki katli ev yaptırır. Birkaç yıl sonra oraya taşınıp, bu kez orada çalışmaya başlarlar.
Baba Hayri Şengül yaşlanınca, Hayrettin Şengül fırıncılığı 10 yıl kadar bu dükkânda sürdürür. Boşalan belediye fırınını İnebolulu Usta Mehmet Ekici kiralar. Böylece ilçede ekmek üretiminde ‘rekabet’ de artar. Hayrettin Şengül hem yorulmuştur hem de değişik işlere atılmak istemektedir. Bu düşüncelerle Aktan Büfe`nin batı yanındaki dükkânı kiralar. Pide, simit, revani tatlısı çıkarmaya, Ramazan günlerinde de özel bir düzenekle tel kadayıf döküp satmaya başlar.
İşlerin iyi gittiğini görünce birkaç yıl sonra karşı köşedeki daha güzel bir dükkâna taşınır. Dükkânı, üretim ve salon olarak iki bölüme ayırır. İstanbul’da pastacılık dalında çalışan Salih Usta’yı (Kazancı) ekibe katar. Eşi Pembe Hanım da kasada ve serviste öteki çalışanlara yardıma başlar. Böylece “Şengül Pastanesi” donanımlı olarak kendini gösterir. Kıymalı pidesi, simitleri, pastaları, doğal dondurması, sütlü tatlıları ve düğün pastaları ile ilçede beğenilir, önemli bir yer edinir.
1975- 76 yıllarına gelindiğinde ilçemiz halkı televizyonla tanışmaya başlar. Siyah-beyaz televizyon yayınları şimdiki gibi uydudan değil, yüksek tepelere kurulan alıcı ve yansıtıcılarla yapılmaktadır. TRT`nin Ankara`dan yaptığı yayınlar kıyıdaki ilçemize ulaşana kadar görüntü kalitesinde epey sorunlarla karşılaşılır. İlçede ilk televizyon satın alanlardan birinin de Hayrettin Şengül olması, onun televizyona meraklı olduğunu gösteriyor. Televizyonu pastanede herkesin görebileceği yüksekçe bir köşeye oturtur.
Abana’da “Elektrikçi İsmail Tülek” de televizyona meraklı kişilerdendir. Günlük televizyon yayınlarının başladığı akşam saatlerinde Hayrettin Şengül ve İsmail Tülek pastanede çoğu zaman beraberce televizyonun başına geçerler, iyi bir yayına ulaşmak için uğraşırlar, çabalarlar. İkiliden biri çatıya çıkar, anteni yavaş yavaş çeşitli yönlere çevirirken, diğeri aşağıda televizyon başında komutlar verir. “Hafif sağa!..Dur!..Hafif sola!..” gibi. Bazen fena sayılmayacak görüntüler elde edilir, bazen kötü bir yayın gelir, bazen de hiç yayın gelmez!..
Bu sorun sadece onların değil, ilçedeki televizyonu olan herkesin sorunudur. O yüzden halktan çoğu kimse onlara gelir, yayın hakkında danışır, önerilerini dikkate alır. Yayınların kötü olduğu günlerde bu durum, ilçenin en önemli sorunu durumuna gelir. O günleri yaşayanlar Hayrettin Şengül’ün akşamları ve hafta sonları, işini gücünü bırakmış televizyonun başında yayın yakalamaya çalıştığını hatırlıyordur. İlçede, “Vizyon Tele” filmindeki sahnelere benzer durumlar yaşanır. Yayının bozulmasına neden çoktur. Bazen fırtına, bazen etkili yağmur, bazen kar yağışı, bazen elektrik arızaları neden olur. Bazen güzel havalarda da sorun olur, Romanya ve Rusya yayınları baskın çıkar.
Daha iyi bir görüntü elde etme uğruna çatı antenleri, anten kabloları, anteni sabitleme teknikleri, çatıya çıkma güçlükleri, Telefunken, Saba, Grundig, Philips gibi televizyon markaları, ekran önüne konulan ve siyah beyaz görüntüyü biraz renklendirdiği düşünülen mavi plastik, elektrik akımındaki dalgalanmaları önlemek için regülatör… Bütün bunlar ilçede gündemi oluşturur.
Hayrettin Şengül dürüst, çalışkan, insancıl, para düşkünü olmayan, haksızlığa hiç gelemeyen ve oldukça hassas bir yapıda insandır. O da döneminin insanları gibi ilçenin çıkarlarını, kendi çıkarının önünde tutar. Güzel yapılan işlere sevinir, yanlışa çok üzülür. İki yüzlülüğü hiç sevmez. O yüzden ilçede siyasilerin yaptığı bir yanlışlık ya da değer verdiği birinin ettiği gereksiz bir söz onu çileden çıkarmaya yeter. Öyle çok üzülür, öyle çok kızar ki günlerce söylenir, söylenir… Herkese düşüncesini anlatır durur. Bazen anlatırken kendini öyle kaptırır ki; yüzü gerilir, beyazlar, gözleri çakmak çakmak olur. Bazen de nefes almadan konuşurken cümleyi uzatır, uzatır, nefessiz kalır…
Bir de onu futbol, güreş, boks gibi ulusal spor karşılaşmaları izlerken görmek gerek! Maçın heyecanlı bölümlerinde hep ayakta! Televizyonun içine girecek gibi ekrana eğilmiş, gözleri dışarıya fırlayacak gibi, “Haydi yavrum vur… Devir şunu…” diye bağırıyor, kıvranıyor. Sonunda güreşçimiz rakibini devirip maçı kazanınca ya da futbolcumuz golü atınca, yine o gergin yüz hatlarıyla sanki fenalaşıp bayılacakmış gibi; “Aaallll!.. Aldın mı puanı! Seni gevur seniii!” diye bağırıyor… Sakinleşmesi epey zaman alıyor. Eğer karşılaşmayı bizimkiler kaybederse, o zaman hırsını alamayıp pastaneden çekip gidiyor…
Film seyrederken de benzeri şeyler oluyor. Kötü roldeki oyuncuya çok içerliyor. Sinirleri geriliyor. Kötü adam sonunda dayağı yerken Hayrettin Ağabey dayanamayıp ayağa fırlıyor, televizyona daha bir yaklaşıyor. Sanki kendi dövüyormuş gibi öne eğilmiş, “Ooohhh!.. Ooohhh!.. Sana az bile!.. Vur aslanım vur, ona az bile!.. Seni bilmem ne yaptığımın adamı!..”
Hayrettin Şengül uzun yıllar Abana`da önemli bir hizmet verdi. Ürettiği ürünler beğeni gördü. Fakat ilçe sağlık kurulunun o yılki denetiminde, “Üretimin ayrı bir binada ya da pastanenin bodrum katında yapılması” istendi. Bu istek onu çileden çıkardı. Kabullenmediği bu isteği etrafında konuşup durdu günlerce. Söylendi, söylendi… Derdini ilgili yerlere bir türlü dinletemedi. Oysaki pastane iki bölümdü ve üretim, salondan bölünerek ayrılmıştı. Ayrıca pastanenin altında bu işe uygun bir bodrum katı da yoktu.
İlçe sağlık kurulunun bu isteği gelecek yıllarda da sürünce, Hayrettin Şengül, çok içerlediği bu haksızlığa tepki olarak 2008’de pastaneyi kapatma kararı verdi. Yıllarını verdiği, Eşi Pembe Hanım’la beraber her sabah açtıkları pastanenin kapısını son kez kapattı. Ustaları Salih Kazancı da bir fırınla anlaşıp orada çalışmaya başladı. Bu durum kendisini ve Abanalıları derinden üzdü. Acaba işgüzar sağlık kurulundan üzülen oldu mu, bilmiyoruz!
Yorgun Hayrettin Şengül günlerini çoğunlukla evinde dinlenerek geçiriyor artık. Pastanesi anılarda yaşıyor. Şimdilerde insanlar simit yerken, onun simitlerinin tadını arıyor. O zamanın öğrencilerinin konuşmalarına da tanık olunuyor. Okul çıkışı hemen uğradıkları, her gün yemeden edemedikleri lezzetli pideleri ve kendilerine sevgiyle kucak açan Hayrettin Ağabey ve Pembe Ablalarını anıyorlar…
Muharrem SAKA (Kaşım 2024)
