Abana Tarihi:
AEGİNETES HACIVELİ‘NİN Mİ, HARMASON‘UN MU, İLİŞİ‘NİN Mİ ADIDIR?

<center> Abana Tarihi: </center><center><font color=’blue’> AEGİNETES 	 HACIVELİ‘NİN Mİ, HARMASON‘UN MU, İLİŞİ‘NİN Mİ ADIDIR? </font></center>

Hayati Tahsin Yılmaz 

Tarihçilerin pek çoğu Hacıveli’nin (Aeginetes) adını İlişi ile karıştırmış. Aeginetes’in bugünkü adını ”Hacıveli” yerine ”Ghinuk” ya da ”Inichi” olarak (ya da ikisini birden) veriyorlar (bu adın Elichi, Inichi, İmchi, Inidji, Ienitchi, Yenitchi, Ynucci, Inucci, Ghinne,Ghinuc, Ghinuch, Guinie, Guinuc, Ginuc, Ghinuc, Ghinur, Guinise gibi yazılışlarına da rastladık).

Bu iki ad da (Ghinuk ve Inichi) İlişi’nin eski adlarıdır.

Cevat Coşkun (İlişi, 1944):

“1500’lü yıllarda Cenevizliler köye (İlişi), Aeginetes yerine, zamanın ünlü İtalyan diplomatı Kardinal Girolamo Ghinucci’nin (1480-1541) adını verdiler:  Ghinucci. Bu ad zamanla Ghinuc, Ghinuc, Guinuc, Ýnucci, İnucci ve ‘İnişi‘ oldu.
 1800’lü yıllarda ‘İlişi‘ adı dilimize daha yakın gelmeye başladı.”

Cevat Coşkun, İlişi’nin daha önceki adının “Aeginetes” olduğunda direniyor. Bu konuda benim erişemediğim  birçok belge ve haritaya ulaşmış. Ama şu durumu gözden kaçırıyor:

Kaynakların çoğunda ölçümler (Aeginetes’in Ginolu ve İnebolu’ya uzaklıkları) de veriliyor. Bu  kaynakların çoğuna göre ”Ghinuk” ya da ”Inichi” olarak gösterilen yer “Hacıveli”dir. Erişebildiğim haritalarda da Ghinuk, Ezine Çayı‘nın doğusunda gösteriliyor.

Ayrıca kimi haritalarda hem Aeginetes (Hacıveli), hem de İlişi var. Örneğin kitabımızın (Abana Belgeseli, İstanbul 2005) kapağındaki Kiepert’in haritası. Aidan Liddle Arrian, “Arrianus’un Karadeniz Seyahati“ yapıtında Aiginetes’i  “Hacıveli Burnu” olarak konumlar (sayfa 113). Klaus Belke, “Paflagonya ve Bitinya“ adlı çalışmasında (Viyana, 1996) Aiginetes’i şöyle tanımlar: Paflagonya kıyısında, İnebolu ile Ginolu arasında bir yer ve bir akarsu. Bugün bu yer, büyük olasılıkla İnebolu’nun 24 km doğusundaki Hacıveli’dir” (sayfa 158).

Haritalarda Aeginetes, çoğu kez Ezine Çayı‘nın (Aeginetes) doğusunda gösteriliyor. Cevat Coşkun, Aeginetes Çayı’nın da İlişi Çayı olduğunu savlıyor. Oysa İlişi Çayı 40; Ezine Çayı da 55 km uzunluğundadır ve haritalardaki çay, daha uzun olan Ezine Çayı’dır. Kitabımızda  andığımız haritada da bu çayın adı hem Ezine (Ejine); hem de Aiginetes olarak gösteriliyor (İlişi Çayı yok). Barrington’un haritasının açıklamasında da Aiginetes’in günümüzdeki adını “Hacıveli”; Aiginetes Çayı’nın (Aiginetes fl) adını da “Abana Deresi” olarak verilmiş (s 158-159). Son olarak, “Aeginetes“in Yunanca okunuşu “ezinetes”tir ki, bu da “Ezine“ sözcüğünün kökenidir!

Tarihçiler yanılabiliyor!

Abonou Teikhos“ örneğini verelim:

Kastamonu Valiligi, Kastamonu İl Kültür Müdürlüğü, Abana Kaymakamlığı ve Abana Belediyesi internet sitelerinde “Abonou Teikhos“un (İnebolu), Abana‘nın eski adı olduğu yazılıyordu.

Bugün, anılan bu kurumların sitelerinde “tıs“ yok! Hiçbiri, “Abonou Teikhos“un, Abana‘nın eski adı olduğunu yazmıyor! İnebolu suskun: Kaymakamlık sitesinden “tarih“ bölümü kaldırılmış. İnebolu Belediyesi‘nde “İnebolu’nun ilk adı İonopolistir“ deniliyor (Abonou Teikhos‘tan söz edilmiyor).

 (TIKLAYINIZ: İNEBOLU ADI)

Bir kaynakta anlamı “keçililer“ olark verilen Aeginetes‘i Aeginalılar (Yunanistan‘ın Atina yakınlarındaki bir ada halkı), “Karadeniz‘deki deniz ticaretlerinin üssü“ olarak kurmuş (İÖ 5. yy). Aeginalılar‘ın, küçüklerinde 18; en büyüklerinde 200 kişinin kürek çektiği yüzlerce gemisi var. Bu gemiler, fırtınalı havalarda Ezine Koyu‘na bağlanıyor (Ezine Koyu Bayramgazi‘ye dek uzanıyor).

Ezine Koyu, Kerempe-İnceburun arasındaki en büyük koydur.

Şimdi bir de karşımıza İskender Şengör çıktı.

Şengör, “Buldum!“ diyerek Harmason‘un eski adının Aeginetes olduğunu kanıtlamaya ve Harmason dolayındaki “bulgu“lara ulaşmaya çalışıyor.

İskender Şengör‘e göre, Ezine Koyu‘ndan gemilere “kereste”den başka, “harç“ yapımında kullanılan “pekmez toprağı“ ve “kil-mineral bileşimi“ olan, gemilerin  boyanması için, bugün İnebolu evlerinde gördüğümüz “aşı boyası” (okr) da yüklenir. Kirse Kayası‘ndan Karabalçık‘a giden yolun (tünel), pekmez toprağı için kazıldığını sanıyoruz.

İskender Şengör‘ün sorusu şu:

“Madem ki Aeginalılar gemilerini Ezine Koyu‘nda barındırıyor, niye Hacıveli‘de otursunlar?

Şengör yerden göğe dek haklı! Abana‘dan Hacıveli‘ye “katır yolu“ bile yok. Haritaların çoğunda Aeginetes, Ezine Çayı‘nın ağzında gösteriliyor.

Bizce durum şu:

Aeginalılar Harmason‘a değil de, gemilerini bağladıkları Kirse Kayası‘na yakın  olan Zeytinlik ve Yukarı Abana‘ya yerleşmiş. O zaman Aşağı Abana yok (güvenlik sorunu yoksa, bir bölümü de Harmason‘da oturuyor olabilir).

Gezgin Per Minas Bıjişkyan da, Ezine Çayı‘nın doğu yakasını vurgulayarak, “Ekinetis Çayı, aynı adı taşıyan küçük şehri sulardı” diyor (Pontos Tarihi, s 26).

Aeginalılar‘ın bölgeden çekilmesiyle (tarih veremiyoruz) Hacıveli öne çıkıyor.

Hacıveli (Aeginetes), Ginolu ve İstefan‘la beraber (İnebolu da var. Sonradan “Ayandon“ da katılıyor) Paflagonya‘nın (Kastamonu, Sinop, Çankırı, Bartın) çoğu kez 10 kenti arasında yer buluyor.

Geçmişin görkemli kentleri Ginolu ve İstefan (“Ayandon“ da) Osmanlı döneminde de önde: Bucak ve ilçelikleri var.

Hacıveli, Abana‘nın Osmanlı döneminde çok hızlı büyümesi nedeniyle bucak ve ilçe olamadı (Osmanlı döneminde Abana’nın 10’dan çok ilçeliği var!).

İstefan (Çaylıoğlu) Cinolis (Ginolu) ve Aeginetes (Hacıveli), Osmanlı döneminde de varlıklarını sürdüren, Antik Çağ’ın bölgemizdeki görkemli kentleridir. İnebolu (Abonitichos) her zaman var.

Bu kentlerin yakınlarındaki akarsuların ağızlarındaki koyların zamanla dolması ve deniz kıyısında daha iyi yaşanılabilecek birer düzlük oluşması nedeniyle Abana, Çatalzeytin ve Ayancık öne çıkarak bu eski kentler haritalardan silindi.

(TIKLAYINIZ: HARİTALARDAN SİLİNEN KENTLER)

Abana büyümeye başlayınca “Apana” olarak Batı kaynaklarındaki yerini aldı. Bölgemiz Türklere geçince “Apana” adı “Abana”ya dönüşüyor:

Candaroğulları ya da Osmanlılar bölgemizi sınırlarına kattıkça yerleşim yerlerinin adlarını belirlemek (yazıya geçirmek) gündeme geliyordu. Bu adların Yunanca, Latince ya da öteki Batı kaynaklar yerine Arapça‘dan alınması bu sonucu doğurdu (o dönemde Doğu, bilim ve teknikte Batı‘dan ileriydi). Doğrudan Batı’dan da alınsa, yazı dilimiz Arapça olduğundan sonuç değişmeyecekti: Arapçada “p” sesini simgeleyen tilcik (harf) yok. “P“ler de “b” ile yazılıyor. Bu nedenle Apana, Türkçeye Abana olarak aktarılmıştır.

Tarihçiler yanılıyor. Koskoca “prof“lar, “Apana“nın kökenini inceleyeceğine, “Abana“ adının “su ülkesi“ anlamını içerdiğini kanıtlama peşinde!

       (TIKLAYINIZ: ABANA ADININ KÖKENİ)

Abana‘nın hızlı büyümesi, Bayramgazi‘ye dek “koy (körfez) olan Ezine Çayı ağzının, “delta“ya dönüşmesine koşut olarak gelişir.

Kanımızca 1800‘lerin ortalarında Ezine çayı deltası bugünkü Paşa Çeşmesi-Harmason Köprüsü çizgisine yaklaştı.

Ezine Çayı Deltası‘nın hızlı oluşmasının birçok nedeni var: Ormanlardaki ağaçlar kesilerek dış ülkelere yollanıyor. Savaş ve kıtlık yıllarında, “tarla“ yapmak, patates yetiştirmek için de ormanlar kesiliyor.

Bizim çocukluğumuzda Karşıdağ‘da (sanayi sitesi ve futbol alanının arkası) tarlalar; Bakacak ve Bağlık‘ta üzüm bağları vardı.

1950’de, bugünkü Paşa Çeşmesi-Harmason Köprüsü çizgisinin denizden yanında oturanların tümü ”Yukarı Abana” dan gelerek “Aşağı Abana”yı oluşturduklarını biliyorlardı.

Ezine Çayı‘ndan taş-topraktan başka çalı çırpı ve odun da gelirdi. “Sel“ geldiği zamanlarda deniz kıyılarına gider, “kargalak” (çay-deniz odunu) toplardık. Topladığımız kargalak ısınma ve yakıt gereksinimimizi karşılardı (hiç kimse parayla odun-kömür almazdı!).

İlk dükkânlar dağın dibine yapılmış. Bugün yaşayanların babalar, azgın deniz dalgalarının zaman zaman Nuri Ahmet‘in dükkânın içine dek girdiğini biliyordu.

1847‘de yapılan “Hacıahmet Camisi“nin 3 aşamada yapılmasının bir nedeni de, denize yakın olmasıdır. 2. Bölümü yaptıran Hacıyüzbaşı Ahmet, 1947‘de 8 yaşındadır!

1950’de, belediyeden başlayarak Abana-Hacıveli yolunun denizden yanında hiçbir yapı yoktu!

Mustafa Şenol (1904):

“…Kadınlar ve 15 yaşından küçük çocuklar çarşıya giremezdi. Gemiyle, kayıkla İstanbul’a gidecek yolcuları kadın ve çocuklar Paşa Çeşmesi’ne (bugünkü akaryakıt iştasyonu karşısındaki çeşme) kadar gelebilir, orada gidenleri uğurlarlar, geminin-kayığın hareketini Paşa Çeşmesi’nin üzerindeki yamaca çıkıp öyle seyrederlerdi (Abana belgeseli).

Bugünkü belediyenin yerine, 1930’da “köy konağı” olarak eski belediye  yapılırken, azgın deniz dalgaları yapının temelini üç kez bozmuş!

Harmason‘da durum başka.

100 yıl önce Abana önündeki düzlüğün eni en çok 80-100 metreyken, Harmason’daki, en az 400 yıllık çınarların dağ eteğine uzaklığı 200 metredir. Harmason‘un altı kayalık olduğundan, Ezine Çayı’nın Bayramgazi’ye dek koy olduğu dönemde bile Harmason önünde küçük bir düzlük (dağ eteğinden denize doğru, 300 metreye ulaşan dar bir yarımada) var.

Yaşlılar, azgın deniz dalgalarının Harmason Camisi‘ne ulaşmasını önlemek için “set” (duvar) yapıldığını söylüyor.

Abana‘ya ilk yerleşen Türklerden Keşeplioğulları, Bozkurt‘a da yerleşmiş ama Harmason‘da yoklar. Harmason uzak. Arada deniz var. Abana‘dan Harmason‘a “karadan” gitmek için Bozkurt yukarılarından dolaşmak gerekiyor!

Harmason‘da 3 “ayazma“ (kutsal sayılan su kaynağı) var. Bunlandan biri kapatılmış, biri belirsiz, biri de bugün kullanılıyor.

Harmason‘un yukarsındaki tv yansıtıcılarının bulunduğu yer (Kalender Tepesi) dolayında, İskender şengör‘ün öncülüğünde birçok kalıntıya rastladık. Rumlar‘dan mı kaldığı bilinmeyen, “talan” edilmiş bir gömütlük. Yapı kalıntıları ve çapı 100 cm‘e yakın, ağzı toprak düzeyinde bir sarnıç var.

üzerinde “Mevlana Camisi yazan Harmason Camisi” 1847‘de (bugünkü minaresi 2004‘te) yapıldı.

Caminin 5 metrelik girişi (son cemaat) sonradan yapılmış. Önceki bölüm, “tapınak” gibi başka bir amaçla yapılmış olabilir (1846, sonradan yapılan bölümünün tarihi olmalıdır). Caminin tabanı, toprak düzeyinden 30 cm kadar aşağıda. Bu da yapının çok eski olduğunu gösteriyor.

Harmason‘da yerleşim Abana ve Hacıveli‘den de eski. Eski adı Aildun‘dur (Aildum). Aildun üzerine bilgi edinemedik.

Dünya tarihinde Abana gibi bu denli yönetimiyle çok oynanan (köylük, bucaklık ve ilçelik arasında gidip gelen) bir başka yer olamaz!

Osmanlı Dönemi’nde Abana, “köy” ya da “bucak” durumundayken kimi kez Ginolu’ya, kimi kez İstefan’a, kimi kez Ayandon’a, kimi kez Evrenye’ye, ve son kez de (1869 ve sonrası) İnebolu’ya bağlı görünüyor. Anılan bu yerler “ilçe” konumundadır.

Bulabildiğimiz en eski kaynak 1530 tarihlidir ve o zaman Abana Köyü Ayandon İlçesi’ne bağlıdır.

Osmanlı Arşivleri’nde ve çoğu öteki belgelerde Abana, çoğu kez büyük bir yer gibi yalın olarak (İnebolu’ya, ya da Kastamonu’ya bağlı olduğu; köy mü, bucak mı, ilçe mi olduğu belirtilmeden) anıldığından, işimiz zor oluyor.

Abana’nın, 2’si ”ilk ilçelik”leri olduğunu sandığımız 1795, 1796 ve 1808 tarihli 3 Osmanlı Arşivi’ne bakalım:

Arşivlerde “Abana Kazası Ortasama Karyesi”, “Keynolu (Abana) Kazası’nın Arnasma Karyesi“ ve “Abana Kazası’na bağlı Artasma Karyesi“nden söz ediliyor. (Keynolu Ginolu‘dur. Ayraç içinde “Abana” yazması, daha önce Abana‘nın ilçe olduğunu gösteriyor). 3 arşivde de “İbrahim Halife”den (Ağnasma imamı) söz ediliyor.

Konumuzda Evrenye de var. 1804 tarihli bir Osmanlı Arşivi‘nde geçen “Örenye Kazası“,  Evrenye’nin ilk ilçeliğinin belgesi olabilir.

Evrenye, eski haritalarda hiçbir zaman Abana’nın önüne geçememesine karşın (Evrenye’nin gösterildiği çok az sayıdaki haritada Abana var; Abana ve Apana’nın gösterildiği pek çok haritada Evrenye yok), bucaklık ve ilçelik konusunda zaman zaman Abana’nın önüne geçebilmiştir.

Abana’yla Evrenye arasında bucaklık-ilçelik yaklaşık 30 kez el değiştirmiştir! Sanıyoruz bunda, Enver Paşa’nın Babası Ahmet Bey‘in, Evrenye yakınındaki Darsu‘da oturmasının büyük etkisi var.

9 Mayıs 1834 tarihli Osmanlı Arşivi‘nde Abana kesin İlçedir. Bu arşivde Ünye, Abana, Gidros (Gideros-Cide) ve Filyos ilçelerinden, tüfeklere kundak (kabze) yapılmak için ceviz ağacı isteniyor.

Sonrasında bucaklık ve ilçelik Abana-evrenye arasında gidip geliyor.

1882’de, Sinop sınırından, Evrenye-İnebolu arasındaki Adıyaman Deresi‘ne dek (içerde Yaralıgöz) uzanan (bugünkü Çatalzeytin, Bozkurt ve Evrenye’yi içine alan), belediyesi de bulunan Abana Bucağı, 84 köyden (muhtarlık) oluşuyordu.

29 Mart 1919 (26.6.1337 H) tarihli Osmanlı Arşivi, ”Evrenye Nahiyesi Merkezi’nin Abana’ya nakli”ni yaparak, Abana-Evrenye çekişmesindeki son noktayı koyar:

Kastamonu‘da Evrenye Nâhiyesi merkezinin Abana‘ya nakli.”

   (TIKLAYINIZ: BUCAKLIK VE İLÇELİK)

Not: Haritalardaki tarihler yapıldığı tarihtir (gösterildiği tarih değil).

                                (Abana Belgeseli 2. Baskı Çalışması)

Etiketler

abanagazetesi