VEDAT GÜRDAŞ (ÖRDEK VEDAT)
Muharrem Saka
Abana’nın renkli yüzlerinden biridir Vedat Gürdaş.
Güler yüzlü, sevimli, herkesin şakalaştığı, dostça ilişkiler kurmayı seven, hoş bir gülüşü olan, kendine özgü bir insandır.
1944, Abana doğumludur. İki erkek, beş de kız kardeşi vardır. Erkek kardeşleri erken yaşlarda ölmüşlerdir. Üç evlilik yapan babası geçimini hamallık yaparak sağlar. Yük ve yolcu taşımacılığının ilçemize de uğrayan vapurlarla yapıldığı o yıllarda hamallar, vapura gidecek ya da vapurdan gelecek yüklerin taşımacılığını yapar.
Babası Kadir Gürdaş, iyi bir ördek taklitçisidir. Bu yüzden de ilçede ona «Ördek Kadir» adı takılır. Sonradan, oğlu Vedat Gürdaş da «Ördek Vedat» olarak anılmaya başlanır.
Genç yaşlarında “verem” hastalığına yakalanır Vedat Gürdaş. Sonrasında iyileşse de doktorlarca “çok dikkat etmesi” öğütlenir. Tüm yaşamı boyunca bu hastalığın etkisiyle yaşar. Olanakları ölçüsünde iyi beslenmeye çalışır öncelikle. Askerlik yapmaz ve evlenmez. Genelde ses kısıklığı ve nefes darlığı yaşar. Ama akşamları moral bulmak için birkaç kadeh almadan edemez!

Abana’ya girildiğinde sanki o karşılar, o göze çarpar bir şekilde! Özellikle günün erken saatlerinde çarşı boş ve sessizken, güvercin sürüleri büyük gürültülerle bir havalanıp bir konarken, kediler köpekler sabırsızca yiyecek bir şeyler beklerken, kahvenin önünde dikilmekte olan Vedat Abi, bir yandan bunları seyreder, bir yandan da sanki birini bekliyormuş gibi gelip geçen araçların içindekilere ya da araçtan inenlere meraklı gözlerle bakar, eliyle selamını verir ya da “Hoş geldin” der. Otobüs yazıhanesinde bilet satışı yapmasından değildir böyle davranmasının nedeni, bu onun sıcak kanlı olmasından, insanlarla yakınlık kurmayı sevmesinden, elinden gelen bir yardımı olacaksa onu yapmayı istemesindendir.
İstanbul’a gitmek için otobüs bileti almak isteyenlere öyle hemen yeri ayırıp bileti kesmez, sanki onu aklına yazar ve o kişiye özel bir şeyler yapacakmış gibi bir içtenlikle; “Tamam, ben iyi bir yerden ayarlarım” der. Onu iyi tanıyanlar “Tamam” deyip gider ama kimileri de biletini alıp rahatlamak ister. O yine; “Ya sen merak etme! Ben iyi bir yerden ayarlayacağım” diyerek hem yaptığı işe daha bir önem katar, hem de o kişiyi değerli kılar!
Yaz bitip kışa dönüldüğü günlerde Vedat Abi’nin nefes darlığı sorunları artar. Elinde nefes açıcı sprey, kimi zaman derin derin nefes alıp, oyun yapar gibi ıslık çalarak nefesini bırakır, insanları gülümsetir ve kendi de bu gülümsemelere katılır. Kimi zaman moralinin epey bozuk olduğu anlarda, “Bahara çıkmam!” diye tutturur, etrafındakileri korkutur. Sonra yine bahar gelir, peşi sıra yaz. Abana hareketlenir, Almanya`dan ve İstanbul’dan arkadaşları gelir, Vedat Abi canlanır, yaşama tutunur. Öyle böyle “yetmiş üç” yaşını görür!..
Vedat Abi’nin en belirgin özelliği hep şık ve bakımlı olmasıdır. Yüzü her zaman traşlıdır. Güzel giyinmeyi sever, ütüsüz giysi giymez. Gömlekleri kesinlikle tek ceplidir ve gömlek kollarını sadece bir kez kıvırır, iki değil! Dar paça pantolon giymez! Pantolonun kemerini de asla göbeğinin üstünde tutmaz, belinden düşecekmiş gibi dursa da, gençliğindeki gibi görünmek düşüncesiyle olsa gerek, göbeğinin altında tutar. Ayakkabıları da her zaman boyalıdır.
Onu böyle bakımlı, şık gören herkes; “Oooo! Ne kadar şıksın!.. Gömleğin de ne kadar yakışmış!” deyince, Vedat Abi’nin neşesi daha bir yerine gelir, yandan bakışlarla gülümseyerek; “Hııı! Öyle mi diyorsun? Ev dolu be gömlek, pantolon, ceket… Arkadaşlar sağ olsun, getiriyorlar hep!” der. Bazen de; “Ohoo! Bunlar en eskileri, ev kıyafetle dolu!” deyip sevimli gülüşünü yapar.
Bunları yaparken, bir yandan gelene geçene dikkat edip hiçbir şeyi kaçırmaz, etrafa bakınan birine de gür ve ciddi bir şekilde; “Ahmet, beni mi arıyorsun, var mı yapılacak bir iş?” diye seslenerek kendini önemli, aranan bir insan havasına sokar.
Evet, Vedat Abi’nin en mutlu günleri yaz günleridir. Yazla birlikte Abana’nın canlanmasının yanında, Almanya`daki arkadaşlarının yıllık izinlerini geçirmek için Abana`ya gelmeleri de bunda etkendir. Onlar gelirlerken Vedat Abi’ye armağanlarla gelir. Akşamları da kıyıdaki Kazım Restoran’da (Gazino) yemekler yenilir, rakılar içilir, sohbetler edilir.
Vedat Abi Almanya’yı merak eder, görmek ister. Arkadaşları da bu maceranın ona iyi geleceğini düşünerek bu isteğini kırmazlar. Arkadaşlarından Mustafa Mor, 1978 kışında uçakla onu Almanya’ya turist olarak götürür. O yıllarda vize alma zorunluluğu olmadığı için Frankfurt`a rahatça uçar ve arkadaşları onun polise yakalanmadan kalabildiği kadar kalmasını sağlamak üzere depo olarak kullanılan bir yere yerleştirir. Çünkü Almanya’da oturumu olmayanların uzun süreli kalmasına izin yoktur. Vedat Abi zamanının çoğunu Abanalı arkadaşlarıyla, onların olmadığı kimi zamanlar da yalnız dolaşarak geçirir. Böyle iki ay Weinheim Kenti’inde kalır, sonra yine birçok Abanalı arkadaşının yaşadığı Köln`e geçer ve bir ay da orada kalır.
Almanya günleri ona eğlenceli gelir, çünkü her şey başka, değişiktir. Bir keresinde çok uzaklaşmamış olduğundan, bir türlü dönüş yolunu ve kaldığı yeri bulamayınca epey telaşlanır. Gece yarısı ancak kaldığı adrese dönebilen Vedat Abi, arkadaşlarının da epey telaşlanmasına yol açar.
Üç ay kadar sonra Vedat Abi, anlatacak bir sürü anıyla Abana`ya döner. Bu serüvenin ona gerçekten iyi geldiği herkesçe gözlemlenir. Oradaki modern yaşamı günlerce, aylarca anlatır durur. “Gördük yaaa! Biliyoruz onları yaaa!” diye tepkiler verir hep! Almanya`da, gün olurda bir Alman kız arkadaşı olursa diye ezberlediği Almanca sözcük ve cümleleri Abana`da, etrafındaki herkese sürekli yineleye yineleye onlara da ezberletir. “Çok güzelsiniz”, “Gözleriniz çok güzel”, “Benim evime gelir misiniz?”, “Günaydın”, “İyi günler”, “İyi akşamlar”, “Her şey yolunda” gibi anlamını bilmeden birçok kişinin de ezberlediği o sözcükler bugün bile hala belleklerde durur.
Soğuk kış gecelerinden birinde Fahri Köse’nin “Köseoğlu Restoran”da ona denk geliyoruz. Arkadaşlarla onu da aramıza alıp neşeli bir akşam geçiriyoruz. O biraz erken başladığı için yükü tutmuş, neşesi yerinde, biz ona anlattırıp gülüyoruz. Bir ara bir şey anlatırken söyleyeceği bir sözcük aklına gelmiyor, takılıp kalıyor. Takıyor kafasına, susuyor, susuyor… Hani, “güçlü, kuvvetli erkek” denir ya, diyor. Biz hepimiz seferber olup, sözcükleri sayıp döküyoruz. Güçlü erkek, haşin erkek, sert erkek, yiğit erkek, atletik erkek, kabadayı erkek… Yok, diyor Vedat Abi, yok! Morali bozuluyor, susuyor, düşünmeyi sürdürüyor. Bu suskunluğu on beş, yirmi dakika sürüyor, biz de başka konulara geçiyoruz. Birden atılıyor, “Buldum, buldum!” Biz hepimiz ona dönüyoruz merakla; “Konsantre erkek” diyor, ne demekse, nereden duyduysa! Kısa bir sessizlikten sonra bizi bir gülme tutuyor. Gülmekten masanın üzerine kapanıyoruz. O da gülüyor ama o nasıl bir gülme! On saniyede bir “Hırrr” diye bir hırıltı çıkıyor boğazından, başka ses yok ama yüzünde gülme mimikleri var, işte öyle gülüyor! O öyle yaptıkça biz gülüyoruz, biz güldükçe o da gülüyor. Arada fenalaşacak diye korkuyoruz. Sonunda Fahri Abi’nin yorgun ve gergin bir yüzle, elinde süpürge kedileri kovaladığını, ayaklarını yere vurarak sinirlice “pist, pist!” dediğini fark ediyoruz. Zaten bizden başka kimse de kalmamış, gitme zamanımızın çoktan geçtiğini anlayıp hep beraber oradan ayrılıyoruz.
Uzun yıllar Yukarı Abana`daki babasından kalan ahşap evde yaşar. Sonra bir süre de yine Yukarı Abana`daki Gülşirin Ablası ve Selahattin Eniştesinin evinde kalır. Bir gece Vedat Abi, Bolulu Osman Usta’nın lokantasında yeterince yükü tuttuktan sonra ağır ağır Yukarı Abana`nın yokuşunu tırmanır. Dumanlı kafayla olsa gerek, kulağına bir sesler gelir. O anda epey bir korku yaşar. Eve gelip yatağa girer ama o korkuyla bir süre uyuyamaz. Öbür gün arkadaşımız Rıza Çelikbaş’a bu durumu anlatırken; “Çok korktum Rıza! Bildiğim bütün duaları ettim” diye anlatır. Rıza, dini konulara pek de ilgisi olmayan Vedat Abi’nin nasıl dua ettiğini merak edip, özellikle sorar. Vedat Abi içten bir sesle; “Allahım dedim… Güzel Allahım dedim!” der…
Gülşirin Ablasının ölümünden sonra eski pazar yerindeki bir evde kalmaya başlar Vedat Abi. Soğuk kış günlerinde bu eski evi ısıtmakta zorlanır. Geceleri geç vakte kadar kahvelerde oyalanır. Geç vakit geldiği evde üşüye titreye sobasını yakar ve yatağa girer ama sobada odun bitince oda hemen buz gibi olur. Bir kış rahatsızlanıp ilçe sağlık ocağında bir süre kalınca, orada ısınma ve yemek sorunu yaşamaması hoşuna gider. Sonraki birkaç yıl hem başka sağlık sorunları ortaya çıkar, hem de sağlık ocağının sorunsuz ortamını düşünerek orada kalmayı yeğler. Vedat Abi’den haberdar edilen ilçe kaymakamı bu konuda ona gerekli ilgiyi gösterir, orada kışı geçirmesini sağlar. Bu durumdan oldukça hoşnut olan Vedat Abi; “Kaymakam Bey ne iyi adam ya! Benim sağlık ocağında kalmamı sağladı. Diğer hastalığımla da ilgileniyor, Samsun Devlet Hastanesi’nde tedavim için yardım ediyor. Başka arkadaşlar da ilgileniyor, sağ olsunlar!” diyor.
“Kaymakam Bey bana diyor ki; Vedat Bey ne güzel giyiniyorsun, çok şıksın!” Ben de dedim ki; “Ben hep böyleyim Kaymakam Bey, evde daha neler var!” Kaymakam Bey’in bunu bilmemesine şaşırmış gibi de yapıyor ama mutluluğu yüzüne yansıyor bunları anlatırken.
Birkaç kışı böyle geçiriyor. Hep korktuğu ciğerlerindeki rahatsızlığa değil ama 2017 yılında, kanser hastalığına yenik düşüyor Vedat Gürdaş…
Sessizce ayrılıveriyor aramızdan …
Geriye o hoş gülüşünü bırakıyor…
Muharrem Saka (Nisan 2025)
