CANDAROĞLU
Kastamonu’nun yemyeşil ormanları, kuzey rüzgarlarının sert estiği kıyıları ve dağlarla çevrili kadim toprakları, bir zamanlar güçlü bir beyliğe ev sahipliği yapıyordu: Candaroğulları Beyliği. Günümüz insanı için bu isim belki yalnızca tarih kitaplarında geçen bir not gibi durabilir. Oysa, bu beylik Anadolu’nun kuzeyinde bir güç merkezi olmuş, Osmanlı’ya direnen, Karadeniz’in dalgaları gibi sert ve inatçı bir miras bırakmıştır.

14. Yüzyıl‘ın ortalarında, Anadolu Selçuklu Devleti yavaş yavaş gücünü kaybederken, Candaroğulları ailesi Kastamonu ve Sinop topraklarında hüküm sürmeye başladı. Beyliğin kurucusu olan Şemseddin Yaman Candar, bu bölgeyi Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Mesud’dan alarak yönetmeye başladı. Ancak asıl büyük güç, onun ardından gelen İsfendiyar Bey ile ortaya çıktı.
İsfendiyar Bey, hem güçlü bir yönetici hem de Osmanlı Devleti‘yle dengeli bir ilişki kurmaya çalışan zeki bir liderdi. Osmanlı‘nın yükselişi karşısında bir yandan bağımsız kalmaya çalışmış; diğer yandan da akıllıca ittifaklar kurarak beyliğini uzun süre ayakta tutmayı başarmıştır. Onun zamanında Candaroğulları, Sinop, Kastamonu, Çankırı ve Bolu‘ya kadar geniş bir alanda hüküm sürdü.
CANDAROĞULLARI VE KARADENİZ’İN STRATEJİK ÖNEMİ
Bugün Karadeniz‘in kıyısında küçük bir sahil kasabası gibi görünen Abana, Cide ve İnebolu, aslında o dönemlerde oldukça önemli liman noktalarıydı. Candaroğulları, deniz ticaretini kullanarak hem ekonomik hem de siyasi olarak güç kazandı. Hatta, Sinop Limanı’nı kullanarak Venedikliler ve Cenevizlilerle ticaret yaparak beyliğin zenginleşmesini sağladı.
Ancak, Osmanlı, Karadeniz’i tam anlamıyla kontrol altına almak istiyordu. Candaroğulları‘nın Osmanlı ile kurduğu hassas denge, sonunda Fatih Sultan Mehmet’in bölgeyi Osmanlı topraklarına katmasıyla sona erdi. 1461 yılında Candaroğulları Beyliği, Osmanlı Devleti’ne tamamen bağlandı ve tarih sahnesinden çekildi.
İsfendiyar Dağları: Bir Beyliğin Sessiz Şahitleri.
Bugün Candaroğulları‘ndan geriye kalan en büyük miraslardan biri, İsfendiyar Dağları’dır. Kastamonu’nun doğal güzelliğini şekillendiren bu heybetli dağlar, belki de yüzyıllar önce burada hüküm süren beyi ve askerlerinin adımlarını hâlâ hatırlıyordur.
Sisle kaplanan zirveleri, gür ormanları ve sarp vadileriyle İsfendiyar Dağları, yalnızca doğaseverlerin değil, tarih meraklılarının da ilgisini çekmeli. Çünkü bu dağlar, bir zamanlar Karadeniz‘in en güçlü beylerinden birinin izlerini taşıyor.
GÜNÜMÜZE KALAN MİRAS
Bugün Kastamonu’da Candaroğulları’ndan kalma camiler, türbeler, medreseler ve hanlar hâlâ ayakta. Özellikle Kastamonu Kalesi, Sinop’taki Alaaddin Camisi ve İsfendiyar Bey Türbesi, bu beyliğin izlerini görmek isteyenler için önemli duraklar.
Ama asıl miras, bu topraklarda yaşayan insanların hafızasında ve kültüründe saklı. Tarih, yalnızca kitaplarda okunacak bir bilgi değildir; yaşadığımız yerin ruhuna işlemiş bir hikâyedir. Eğer bir gün Abana’dan Kastamonu’ya doğru bir yolculuğa çıkarsanız, gözlerinizi İsfendiyar Dağları’na çevirin ve bir an durup düşünün:
Bu dağlar, bir zamanlar bir beyliğin kaderini şekillendiren kararlara tanıklık etti. Şimdi ise rüzgar, o eski günlerin fısıltılarını taşıyor.
Kim bilir, belki bu dağlar, hâlâ İsfendiyar Bey’in adını haykırıyordur.
Cevat COŞKUN
